Yel Değirmenleri
Bodrum öyküleri genellikle Yokuşbaşından Bodrum’a yaklaşırken duyulan heyecanla engin Ege mavisinin üstündeki inanılmaz zariflikteki Bodrum Kalesini görmekle başlar. Bembeyaz evler, kırmızı begonviller onlara inat arada bir yeşillikler okşar gözlerimizi.
Y Bodrum’a gelen herkese sessiz bir selam gönderen, kendince hoş geldiniz diyen Yeldeğirmenleri. Hani eksik kalmasın diye eleştiriverdiğimiz, bakımsızlıklarının suçunu başkalarına gönderiverdiğimiz, bir dizi inci gibi duran Yeldiğermenleri.
Bardakçı Tepelerinde (Değirmenler Burnu), Ortakent sırtlarında, Yalıkavak’ta deniz kenarında ve yarımadanın bir çok yerinde ayakta duran ve daha nice bizler fark etmeden yok olmuş yeldeğirmenlerinde bugün bir hüzünlü sessizlik var. Hepsi birbirlerine görünmez bağlarla bağlanmış, yaşam savaşı veriyorlar insanlığa, tarihe tanıklık ederek ve tabi insanlığa da. Hem dost hem de düşmanları olan uygarlık onları yalnızlığa, terk edilmişliğe, kimsesizliğe bırakıvermiş. Ben yeldeğirmenlerine 21. yüzyıl da teknik yönü ile bakmak istesen nostalji olurdu sanırım. Hoş, dünyamızı böyle sorumsuzca harcadığımızda, günün birinde onlara ihtiyaç duymayacağımızı kim söyleyebilir ki? 
Bodrum yarımadasında bizim yeldeğirmenlerimiz var. Kimseden bir şey istemeyi onurlarına yediremeyen, hüzünlü yalnızlıları ile baş başa, sevilmeyi, ilgilenilmeyi bekliyorlar. Üstünde çatısı uçmuş, kanatları kırık, etrafını otlar bürümüş hatta kapısının önüne çiçekler yerine çöp bidonu konulmuş, ama o bile kullanmayıp etrafını kirletmeyi yeğlediğimiz, etrafındaki kuruyan otlarını yaktığımız yeldeğirmenlerimiz var. Oysa hiç bahar yağmurlarından sonra gittiniz mi onlara MERHABA demeye. Rengarenk çiçekler, papatyalar, anemonlar arasında gördüğünüzde tüm eskimişliklerine karşın görkemli yalnızlıklarıyla sessizce veda ettiklerini düşünürsünüz zamana. Onlar vedaya hazırlanırken, Ege’nin karşı kıyısındakiler bembeyaz boyaları, onarılmış kanatları çiçekler içindeki bahçeleri, içinden yaşam sevinci akan şarkılarıyla şanslıdırlar. Ege’nin küçücük adalarında bile bakımlı bir kilisesi ve yel değirmeni olmayan kaç yer var acaba? Onlar bakımlı, gösterişli ve sevildiklerinden emindirler.
Hissettiklerimi hangi sözcüklerle anlatmalıyım, biraz kıskançlık, insanlık değerleri açısından biraz sevinç, gelecek kuşaklara –geçmişten günümüze taşındığı için biraz gurur. Bizdekiler için ise umutsuzluk, karamsarlık, acıma ve utanç. Bilmem yeterli mi?
Türküler yazıldı adına, ne aşklar yaşandı, ne ayrılıklar kim bilir oralarda. Kaç sevdalı buluştu o kanatların altında, sessiz, el ele sarmaş dolaş.
Yeni neslin bilmediği tarihlerde, hicri 1302 de doğmuş ve rumi 1951 de ölmüş Hasan Dayanıklı’nın 3 değirmeni varmış Değirmenler burnunda. En büyüğü deniz tarafındakiymiş. Her değirmenin de etrafında arsaları varmış. Bodrumlular tahıllarını bu değirmenlere kuzu ve keçi derisinden yapılan darçıklara koyarak eşekler ve develer üzerinde getirirlermiş. Değirmenci Hasan Dayı darçıkların üzerine eski yazı ile isim ve numara yazar, sırası gelince de değirmende öğütürmüş, el emeği ve alın teri ile. Ya rüzgar yoksa, işte o zaman orada yatılır, beklenirmiş rüzgar. Sohbetin koyulaştığı, dolunayın denizde yakamozlar yaptığı gecelerde türküler söylenirmiş sabahlara kadar.
Aman kuzum dermenci, yavrum canım dermenci
Bal dudaklar senin olsun, öğüt buydayı
Olmaz hanım olmaz, yelkenler rüzgar dolmaz
Arkadaşlar kayıl olmaz sar git buydayı
Aman kuzum dermenci, yavrum kuzum dermenci
Her yanlarım senin olsun, öğüt benim buydayı
Oldu hanım oldu, yelkenlere rüzgar doldu
Her yanların benim olsun, senin buyday un oldu
Bir değirmen hayal ediyorum bembeyaz boyanmış, etrafı yeşillikler içinde. Rüzgarın sesi ile dönen kanatların sesinin öpüştüğü. Kanatların rüzgarında uçuşan dört mevsim küçük bir gece müziği istiyorum ya da ay ışığı sonatı sarmalı ruhumuzu. Yüzümüz denizde umudu bekleyerek. Gelin bir kez de böyle büyülenelim, gün batımında hem de gecede.
Ah bir izin verilse biz onları rengarenk pavyon ışıklarıyla donatıp birer kitch örneği bar-restoran(!) ya da şimdi aklıma gelmeyen bir şeyler(!) yapsak. Allahtan koruma adı altında öldürmek(!) fikrine daha yatkınız da pusuda bekleyenlere dur diyebiliyoruz.
Aksi halde zırhlarımızı giyip, cılız Rosinante’mize atlayıp saldırmamız gerekecekti Mancha’lı Don Quijote gibi. Oysa şimdi hala bir ümidimiz var onlarla bir yaklaşım içine girebilmeye…
“YELDEĞİRMENLERİ” Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, “BOD®UM MAVİ” derginin 10. sayısından, Berrin ÖZGÜREL’in aynı başlıklı yazısından alınmıştır.