Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi Saint John Şövalyeleri tarafından Zephyiria diye bilinen eskiden ada olan ancak günümüzde yarımada olan bölgeye inşa edilmiştir. Şövalyeler,bölgedeki çatışmalar sırasında (Zephiria) iki koyun arasına gizlenmiş küçük bir adaya sürüklendi. Bodrum Kale’sinin Dorlar zamanında inşa edildiği tahmin edilmektedir (M.Ö.110).

Bulunan kalıntılar ve arkeolojik çalışmalara göre M.S. 11′ci yüzyıla ait küçük bir Türk kalesi de bulunduğu sanılmaktadır.

Binlerce yıl boyunca birbiri ardından çeşitli halkların yaşadığı bu yerler, her grup kendi yapılarında, kendinden bir önceki toplumun kalıntılarını kullanmıştır. Bodrum’un arka sokaklarında dolaşan herkes, antik bloklar kullanılarak kulelerin kenarlarına inşa edilmiş bir çok eski ev görür. 1846′da ‘İstanbul’daki İngiliz Sefiri Sir Stratford Canning, bu kaleden, Yunanlılar ile Amazonlar arasındaki savaşı tasvir eden 12 mermer rölyefi alarak, İngiltere’ye göndermiştir.

Vatikan, bu kalenin inşasına büyük önem vermiş ve yapımı için Hıristiyanları göndermiştir ve öyleki 1409′da Papalık bu inşaatta her kim çalışırsa, onun Cennet’te mutlaka yeri olacağını ilan etmiştir.

Alman Mimar Heinrich Schlegelholt kalenin inşaatını denetleyerek, son zamanlarda inşa edilen kalelere uygun olmasını sağladı. Kale duvarları boyunca ve özellikle de kara tarafına top mazgalları yapılmıştı. Haçlılar çok güçlü bir savaş filosu olduğundan, deniz saldırılarından endişeleri yoktu, bu nedenle kara tarafındaki duvarlar deniz tarafındakilere oranla daha kalındı. Ayrıca, şövalyeler ikinci ve üçüncü hendeği de savunma açısından gerekli gördüler. Sonuç olarak, bir çok kalede rastlanmayacak türden mazgallar yapıldı.

Kalenin yapımı 15.ci yüzyıl boyunca sürdü ve 1437′de ilk duvarlar tamamlandı. Kalenin özel kilisesi, kale içinde eski yerinde dimdik ayaktadır. İnşaatı biten ilk bölümlerden biriydi. Şövalyeler aynı zamanda, karşı tepenin üstünde, koya tepeden bakan ve Kale’yi gören bir gözetleme kulesi yaptılar. Bu kulenin kalıntıları üzerine bugün Türk bayrağı çekilidir ve burası orduya ait dinlenme yeridir.
Kalenin içerilerinde, doğal kayaların içine geniş mekânlar oyularak, yağmur suyu toplamak üzere sarnıçlar inşa edilmiştir, bunlar kaledeki kilisenin altındakiyle birlikte toplam 14 adettir. Bazıları bugün bile işlevini sürdürmekte olan bu sarnıçlar, kuşatma sırasında Şövalyeler tarafından kullanılırlardı.

Şövalyeler bu yerleşim yerinin eski adını bilmediklerinden, buraya Mesi demeye başladılar ve bu yeni Kale, Şövalyelerin Rodos’tan sonraki en önemli stratejik noktası oldu. İstanköy adasındaki Antimahya kalesiyle bağlantılı olarak, burası gününün en yoğun deniz taşımacılığı yolunu kontrol ediyordu. Kale, Kurtarıcı Sen Peter (St. Peter) Kalesi olarak bilinir, çünkü batı Anadolu’daki tüm Hıristiyanların sığınağı haline gelmişti. Şövalyeler, mültecilerin izlerini sürerek, onları bulup rahatlarını sağlamak ve onları kaleye getirmek gibi görevlerde kendilerine yardımcı olabilen özel eğitimli köpekler besliyordu. Bu köpeklerin Sen Bernard türüydü olduğu sanılmaktadır.
Kalede yaşam, savaş aralarında oldukca yavaştı; bu dönemlerde şövalyeler duvarları kat kat yüzlerce arma ve rölyefle süslerlerdi. Hafif zırhlı giyecekler, ilk kez Haçlı Seferleri sırasında İsrail’in fethinde kullanılmıştı, çünkü Orta Doğu’nun sıcağı her zaman kullandıkları ağır zırhların giyilmesine olanak vermemişti. Şövalyeler de, tıpkı Müslüman düşmanları gibi, zırhların üzerlerine giydikleri cübbeleri ve kalkanları renkli sembollerle süslerlerdi.

Kalenin bir çok yerinde görülen kat kat boyalı bazı armaların bir zamanlarki parlak renkleri solmuş durumdadır. Bu nedenle bu işaretlerin kimi veya neyi temsil ettiklerini anlamak güçtür. Genel olarak bu armaların üzerlerinde aslanlar, ejderler, haçlar ile yatay ve dikey bantlar vardır. Her şövalyenin kendine ait bir işareti vardı; diğer işaretler belli ülkeleri, dinsel figürleri, kale komutanlıklarını ve Nizamın Büyük Ustalarını göstermekteydi. Günümüze 249 kadar farklı dizayn ulaşmıştır. Diğer tarihsel kayıtlar, bu sembollerin çoğunun neler olduğunu aydınlatmıştır.

Örneğin, Kale’deki yedi kapının her birinin üstünde tanınmış bir çok şövalyenin ve Büyük Ustaların armaları yer almaktadır. Öte yandan, Fransız Kraliyet Arması da icerlek hendeğin kuzey duvarını süsler.Yüksekçe bir duvar üzerinde Meryem Ananın ve Apostol (Resul) Peter’in kendi göğsü üstüne doğru tuttuğu Cennet’in anahtarları gibi dinsel motifler de görülür.
St. Peter Kalesi, yüzyıldan fazla bir süre için Şövalyeler Toplumu’nun savunma noktasıydı. Osmanlı İmparatorluğu bu sıralarda büyümekteydi. 1453 yılında II. Sultan Mehmet (Fatih) Konstantinopol’ü (İstanbul) fethettiğinde, Şövalyelerin ellerindeki yerlere saldırma isteğini ilan etti. Şövalyeler, Fatih’in 1480′deki saldırısına kadar dayanabildiler.

1521′de Kanuni Sultan Süleyman, Nizam’ın Rodos’taki merkez üssüne meydan okumaya hazırdı. Büyük Usta Fabrico del Carretto ile karşılıklı mektuplaşmaları sonucunda Haziran 1522′de savaş ilan edildi. 200.000 Osmanlı askeri Marmaris Koyu’nda toplandı. Şövalyeler bu kuşutmaya ancak altı ay dayanabildiler ve 1523′te teslim olmaya zorlandılar. Ardından da St.  Peter kalesi teslim alındı.

Sultan Süleyman, Şövalyelerin yaşamlarını bağışladı. Onlar da deniz yoluyla Girit adasına gittiler. 1530′da Avusturya, İspanya ve Sicilya İmparatoru V.Şarl (Charles) Akdeniz’deki Malta Adası’nı Şövalyelere verdi. Napolyon Bonapart ise onları 1798′de buradan kovdu ve böylece Nizam ortadan silindi; 1831 yılında İngiltere’de yeniden canlandı ve günümüze kadar ulaştı. Bu grup halen hiç bir hükümete bağlı olmaksızın misyonunu otuzdan fazla ülkede bir yardım organizasyonu olarak sürdürmektedir. Papa, organizasyonun yeni yasasını 1961 yılında onaylamıştır.

St.John Şövalyeleri

Bodrum Kale”sinin geçmişi, rütbelerini Avrupa’dan almış bir grup vatansız Saint John’un, şövalyelerine kadar dayanır. “İsrail’in Saint John’un Keşiş Şövalyeleri Nizamı”, onbirinci yüzyılda, hacı gezginler için İsrail’de bir kilise ve bir hastane yapmakla işe başlar. Hasta kim olursa olsun, ondan bakım esirgenmeyeceği konusunda hastanenin kesin kuralı vardır.

Aslında, Katolik olmayanlar için de ayrı bir koğuş bulunurdu. Şövalyeler başlangıçta tam anlamıyla dinsel güç ve işlevlerden yola çıktılarsa da, Haçlılar ve diğer politik gerçekler olayın gidişini politik boyutlara itilmiştir. Hıristiyanların dinsel inanç ve amaçları fanatik bir mahiyet azanmış, Şövalyeler kendilerini İsa’nın askerleri olarak görmüşler ve Kudüs’teki kutsal yerleri savunmak zorunda olduklarına inanmışlardır. Şövalyeler, Haçlı Seferleri sırasında sayısız savaş kazanmanın keyfini yaşamışlardır. Şövalyeler bu seferleri sırasında zengin ganimetlerde  elde etmişler ve yaptıklarından ötürü   Papa’ın iltifatlarını kazanmışlardır.

Fransa, İtalya, İsyanya, İngiltere, Almanya, Provans ve Overn (son ikisi şimdi Fransa’nın vilayetlerindendir) gibi  7 ayrı dilden bir araya gelmişlerdi ve  Katolik grupların her biri kendi ülkesinden gelen bir şövalyenin emrindeydi. Şövalyeler grubu, üyelerini “Şövalye”, “Chaplains’in Hizmetkâr Kardeşleri” gibi çeşitli şekillerde adlandırıyordu ve hepsi de Büyük Üstat’ın (yaşam için seçilen) emrindeydiler. Tüm şövalyeler soylu olarak doğmuşlardı ve Şövalyeler Nizamı’na ücretsiz olarak hizmet ediyorlardı. Ölümleri halinde, sahip oldukları herşey nizam’a kalıyordu.
1309′da Şövalyeler, Rodos Adası üzerinde, kendi toplumlarını ve hükümet merkezlerini kurdular Ege ve Akdeniz’in orta yerindeki bu ada, askeri harekâtları için ideal bir üstü. Nizam, şövalyelerin sürekli olarak kendileriyle birlikte yaşamalarını gerekli görmüyordu. Şövalyeler, Avrupa’daki kendi topraklarında kalabilirlerdi, çünkü çoğu varlıklıydı. İsterlerse, görevli olarak haç yolu üzerindeki çeşitli hastanelerde çalışabilirlerdi. Ancak, adadaki karargâhın savunulması gerektiğinde de, bir an önce adaya gelmeleri istenirdi.

Şövalyeler İstanköy adasında bir kale kurduktan sonra, Asya üzerindeki bir kara üssünde de güçlü bir savunmaya sahip olmak istediler. 1374′de Simirna’yı (şimdiki İzmir) aldılar. Bu şehri daha önceleri Selçuklular’ın ardından pek çok Hıristiyan güçler ele geçirmiş ve burada bir de kale kurmuşlardı. Moğol lideri Timurlenk’in akıncıları 1402′de bu kaleyi harap ederek, Osmanlılar ve Şövalyeler arasında yüzyıl süren çarpışmaları başlatmış oldular.
Türklere karşı iki yüzyıl mücadele eden sövalyeler 1522′de Kanuni Sultan Süleyman Rodos’u ele geçirerek, şövalyeleri adanın dışına sürdü. Yeni bir vatana ihtiyaç duyan şövalyeler 1530′da imparator V.Charles’ın verdiği imtiyazlarla Malta’ya yerleştiler. Gelir gelmez ticareti ve sosyal ilişkileri geliştirmeye başladılar, yeni hastaneler yaptılar, en önemlisi de adada güçlü bir kalkınma hareketi başlattılar. Fakat Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa’nın geçiş yolları üzerinde bulunan Malta’yı da imparatorluk sınırlarına katmak istiyordu. 1565′te güçlü bir donanma ile Malta’ya geldi ve kuşatma başlattı. Kuşatma 4 ay kadar sürdü. Sonunda Sicilya’dan gelen yardımla şövalyeler galip geldiler.

Şövalyeler bu savunmayla Güney Avrupa’nın ve Hıristiyanlık aleminin güvenini kazandılar. Türklere karşı kazanılan bu zaferden sonra, Malta ve Gozo’yu büyük bir şevkle geliştirmeye başladılar. Adalar, bu dönemde mimarlık, sanat ve kültür açısından altın devrini yaşadı. Malta’daki pek çok görkemli yapı bu dönemin eserlerindendir.Valletta şehri, ismini şövalyelerin büyük ustası Jean Parisot De La Vallette’den almıştır.

Malta Şövalyeleri, kurum olarak günümüzde de  faaliyetlerini sürdürmekte olup savaşmak yerine tıbbi konularda dayanışma yapan ve tabii sahip oldukları aristokrat yapıyla başta Vatikan olmak üzere dünya meselelerinde birtakım lobby faaliyetlerinde bulunmaktadırlar.

Yorum Yaz...